16 Mart 2014 Pazar

NİÇİN LAİK’iz?




NİÇİN LAİK’iz?

Ülkemizde laikliği savunanların hepsi aynı çizgide değildir. Bunlar arasında her türlü dini inancı reddenler olduğu gibi, laikliği sadece devletin dine dayanan hukuk ile ilişkisini kesmesi şeklinde anlayanlar da bulunmaktadır.

Öyle anlışılıyor ki, yaklaşık yüzyıldır tartıştığımız bu konu, daha uzun süre gündemimizi işgal etmeye devam edecektir. İşin en kötü tarafı ise, bu kadar çok tartıştığımız ve hepimiz için son derece önemli olan bu konuyla ilgili Türkçe’deki kuramsal literatürün de çok az olması, bilgin ve düşünürlerimizin bu hayati meseleyle ilgili çok az ciddi ve derin ürün ortaya koymalarıdır. Bunlara, bir de Çağdaş Türk düşüncesinde laiklik tartışmalarının tarihine dair yapılan çalışmaların son derece sınırlı oluşunu ilave edince, niçin birbirimizi anla(ya)madığımız daha iyi anlaşılmaktadır.

İzmir’de basılan Kültür isimli dergide 1933 tarihinde yayımlanan ve Asım İsmet tarafından kaleme alınan ‘Niçin Lâikiz’ başlıklı makaleyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Makalenin yazarı, laikliği tamamen din karşıtı bir zemine oturtmaktadır.

Makaleyi okuyunca rahatlıkla fark edeceğiniz gibi yazar, laiklik ile din arasındaki bağı tamamen koparmaktadır. Hatta laikliği, dinin karşısına yerleştirmektedir. Öyle anlaşılıyor ki yazar, 19. yüzyıldan itibaren gelişen ve Çağdaş Türk düşüncesini de derinden etkileyen pozitivizm ve bilimcilik (:scientism) akımlarına mensuptur; ayrıca, ateizmi (ateizmin fanatiklik halini), evrimciliği ve tabiatçılığı benimsemektedir. Yazarın din eleştirisi, çok sert, saldırgan ve pek çok yerde tutarsız olmakla birlikte, laiklik tarihimizin her yönüyle anlaşılması kanaatinde olduğum için makaleyi bu sayfada paylaşmayı yararlı görüyorum.

Buyurunuz efendim, dinsiz ve din karşıtı laikliğin savunucu Asım İsmet’in makalesini birlikte okuyalım:

‘Hakikî Serbestî: NİÇİN LÂİKİZ?’

Yazan: Asım İsmet

‘İnsan, bu dünya üzerinde, iki bbüyük kuvvetin esiridir. Bu hâkim kuvvetlerin birinci ve belli başlısı tabiattir.’

‘Tabiat, yekdiğerine tesir eden kanunlarla idare olunur. O şaşmıyan, değişmesine imkân olmıyan bir (Determinisme)e tabidir. İnsan, tabiatın kanunları haricine çıkamaz. Yalnız kendini krumak için, bunlara karşı mücadele eder’

‘Bunlara en iyi bir şekilde uymağa, zararlarını azaltmağa, ıztırap verici tesirlerini karşılamağa çalışır. İlmin bütün gayesi insanın ıztırabını azaltmak ve tabiatın sert yumruğu karşısında bir kalkan vazifesini yapmak üzere insan için vasıtalar bulmaktır. Tabiatın amansız kanunlarına karşı daha silâhlı bulunmak içindir ki insan zekâsı, ilmî bir çalışma ile, etrafımızda gördğümüz, bulduğumuz ve kullandığmıız her şeyi meydana getirmiştir’

‘Tabiatın kanunlarını değiştirmek ve bunlara hâkim olmak mümkün olamayınca insan bunları oldukları gibi kabul etmiş, onlara uymuştur. Uymak ise hayatın en büyük kanunu değil midir?’

‘Yer yüzünde insanın esiri bulunduğu diğer kuvvet, tabiatten değil, hayatın şeklinden ve kendi dimağından doğmuştur. Bu, manevîdir ve insanı idare eden bütün maneviyatına yosun gibi, saplanmış kalmıştır. Bu kuvvet, ilk zamanlarda, hava, su, toprak gibi muhtelif şartlar altında, ilk baharda yerden çıkan bir ot gibi, tabiî muhitinde, tabiî surette doğdu. Fakat bir defa meydana geldikten sonra, onu doğuran âmiller, bir tarafa bırakılarak, unutularak, bilerek inkâr edilerek ve uzun yıllar içinde tamamen değiştirilerek büsbütün başka şekil ve şartlarla insanlara öğretildi. Yekdiğeri arkasından gelen nesiller mütemadiyen değişen hayat içinde bunu da mütemadiyen değiştirdi.’

‘Değişen şey ise, ilk çehresini, ilk vasfını, ilk safiyetini, ilk gayesini de kaybetmekten kat’iyyen uzak kalamaz’

‘Bu ikinci esaret kuvveti, esaretlerin en karanlık, âdî ve boğucusu olan dini esaret yahut vicdan zinciridir. Bu kuvvet evvelâ anormaldir; çünkü normal hayat şartlarına uymamaktadır.’

‘İkincisi yalancı bir kuvvettir; çünkü realiteyi, tezahüratile tanımaktadır. Üçüncüsü müstebit bir kuvvettir; çünkü hâkimiyeti zamanında, kendi prensiplerinden başka hiçbir fikrin tanınmasına, ne kadar müsbet esaslara dayanırsa dayansın, kendi esaslarına uymıyan hiçbir hareketin doğru addedilmesine müsaade etmez. En nihayet bu kuvvet mürai bir kuvvettir; çünkü gayesi ne olursa olsun her kuvvetin gölgesine sığınmak ve azularını yapmak için hiçbir devirde, hiçbir tereddüt göstermemiştir.’

‘Kralların ve sultanların hakimiyeti zamanında onu sinsi ve seyyal çehresile onlarla elele vermiş bir vaziyette görüyoruz.’

‘bu karanlık ve kanlı zekâ siyasetgâhları, millî yumruklarla yıkıldıktan sonra, o, sermaye ile elele vermiş, hissiz bir tüccar, ev yıkan bir mürabahacı ve mağrur bir istismarcı vaziyetinde karşımıza çıkıyor: Kültür’de neşre başladığmızı (Theodor Dreiser)’in yazıları bilâ istisna bütün dinlerin her devirde, herkesi aldatan ve her şeye hâkim olmak istiyen ne kadar süslü, aldatıcı ve yaldızlı birer manto ile ortaya çıktıklarını gösterir’

(Bakınız: Asım İsmet, ‘Hakikî Serbestî: Niçin Lâikiz?’, Kültür Dergisi, Yıl: 1, Sayı: 4, sayfa: 4, İzmir-1933, Hafız Ali Matbaası)

‘Bugün düşünen ve hâdiseleri çözmeğe kâfi bir zekâya sahip olan bir insan için dinleri doğuran âmil ve şartlar meçhul müdür? bugün mukayese kabiliyetini kazanmış bir insan nazarında dinler, ilk doğuşlarında, olduğu gibi, ayni safiyette ayni renkte, ayni şekilde midir?’

‘Bugünkü insan, ilim esasile, açık, şaşmaz ve aldanmaz bir surette, insan için tamamen yabancı, esrarlı ve korku ile dolu olan hâdiselerin dozunu ve sebebini bulmuştur: eski insanı korkutan, çıldırtan gök gürlemesi bugün bizim için içtiğimiz bir bardak suyun ne olduğunu ve niçin içildiğini bildiğimiz gibi tabiî, açık bir şeydir. Dinlerin de menşeleri ve sebepleri bulunmuştur. Suyun, nasıl Hydrojen ve Oxyjen’den ibaret olduğunu biliyorsak, her dinin de kenidene göre ne gibi şekiller, zaruretler, hareketler neticesinde meydana geldiğine vakıfız. Mahiyeti bilinen bir şeyi, bilerek bilmemek ve tanımamak istememek, kendini bilerek aldatmak ihtiyacını duymaktır’

‘Ayni suali tekrar edelim: bugün dinler ilk doğuşlarında olduğu gibi, ayni safiyet, renk ve şekilde midir? Bugünkü Papa kadar İsa’ya, son halife kadar Muhammed’e, Hintli prens kadar Buda’ya tamamen yabancı, -hem de her noktai nazardan- kim vardır?’

‘Şüphe yok ki eğer tabiatın hiç değişmiyen kanunları değişse, eğer bizden başka bir insan olmıyan, bizden başka türlü yaşamıyan ve devirlerine göre zekâlarından başka bizden farklı olmıyan peygamberler, bugün dünyaya gelse ilk çarpışacakları hasımlar kendi mümessilleri olacaktır; çünkü mümessiller, bugünkü şekil ve gayelerile temsilleri öldürmüştür’

‘Onlar, devirlerinde misal olan bir tevazu, şeref olan bir kanaatkârlık, şaşmıyan bir doğruluk, akıllarından geçmiyen menfaat ve lüks endişelerinden uzak yaşadılar. Bunun için büyük yığının varlığında, bu misallerin izleri kaldı ve asırlarca kendilerini taklit aşkı yaşadı’

‘Fakat akarken renk ve şeklini değiştiren bir nehir gibi dinler de asırlar zarfında mütemadiyen değişti ve ilerliyen ilim karşısında bugünkü insan için artık fuzuli bir müdaheleci, ihtiyaca cevap veremiyen bir âciz, sıkan bir kuvvet, ezen bir esaret, bilgi ışığile kafası ve gözü açılarak her şeyi gören ve anlıyan insan karşısında kökü güneşe çıkarılan, kurumağa mahkûm bir ot gibi mazideki rolü itibarile hatırı sayılır, fakat bugün tesiri kabul edilmez bir kuvvet haline girdi. Bunun sebepleri de vardır.’

‘Dinlerin vadettiği hiçbir şey tahakkuk etmedi. İlim ise vadettiği her şeyi tahakkuk ettirdi. Bunun için biz ilme bel bağlıyor, onun dediğini yaparak ondan kuvvet alarak, hulyasız ve ıztırapsız bir hayat kurmak ve yaşamak istiyoruz. Böyle bir hayat kurmak için de ilk şart ve vasfın vicdan serbestisi olduğuna kani bulunuyoruz. Bunu bildiğimiz ve ona inandığımız içindir ki lâikiz. Bize bu serbestiyi temin ettiği için eşsiz olan Türk inkilâbının seviyor ve onu bütün varlığımızla benimsemiş bulunuyoruz’

(Bakınız: Asım İsmet, ‘Hakikî Serbestî: Niçin Lâikiz?’, Kültür Dergisi, Yıl: 1, Sayı: 4, sayfa: 5, İzmir-1933, Hafız Ali Matbaası)
----

Harun Anay/16.03.2014
harunanay.blogspot.com
facebook.com/hasimharun.anay
facebook.com/HarunAnay
twitter.com/HarunAnay
---

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.