Ali Ulvi Kurucu: TÜRK GENÇLİĞİNE
---
‘TÜRK GENÇLİĞİNE’
‘Hız alan duyguların bak: ne ilâhi, ne derin!
O mukaddes
heyecanlarla coşan hamlelerin
Yıkacak
burcunu dinsizliğin artık yıkacak!..
Fışkırıp
ünlü yiğitler mezarından çıkacak !..
Mâneviyyatına,
vicdanına, imanına denk,
Arkadaş
bulmalısın; çünkü temiz bir örnek.
Hem
de rehber olacaksın doğacak nesle yarın!..
Hakkı
ilan edeceksin daha gür sesle yarın!..’
---
‘Helecanlarla
geçen dünkü hayat safhasını,
İnceden
inceye tetkik ederek, orda seni
His,
fikir, an’ane, tarih, mukaddes, ahlâk
Gibi
mefhumları hissiz ve kayıtsız bulmak:
Zağlı
hançerle açılmış kanayan bir yaradır.
Uçurumlar
gibi gibi korkunç, ne feci manzaradır!..
Ne
amansız acı Yârab, nasıl âteşten elem.
Sanki,
tasvîr ediyorken yanıyor elde kalem!..’
---
‘Fuhşu
bir gem yapanlara: ağzına vurmuş "siyonist"
Pusu
kurmuş yolunun üstüne hâin "komünist"
Bir
asîl (at) gibi şahlan, vurulan gemleri kır!..
NERDE
HAKKIM?) diye bir kerrecik olsun
haykır!..’
---
‘Sinsi
düşmanları pençende tutup ezmelisin!
Ülkenin
sahibi sensin, UYANIK GEZMELİSİN!..
Çiğnenirken
ayak altında küfür saltanatı.
Kahrolur
sinsi kızıllar, yıkılır köhne çatı.
Yedi
kat göklere aksetmeli tılsımlı sesin!
Kıp
kızıl yangını söndürmeli tek bir nefesin!..
(MUHAÇ)
ufkunda، zaferlerle esen BAYRAĞI
çek!...’
‘SANCAĞINDAN
EBEDÎ FECRİ ŞAFAKLAR
SÖKECEK!...
Sen,
bu kalkınmanın aşkile, kanatlanmalısın !
Gözdeler,
DEVRİMİ gördükçe şaşırsın kalsın!..
Çünkü
sen vârisisin (FATİH) in, arslan
(YAVUZ)
un!
Sayamam
şân-ü şeref faslım zira pek uzun !..
Çünkü
sen, taze emeller doğuran hatırasın!..
Yirmi
beş yıl, seni iğfal eden, en kanlı yasın!
Sürüler,
çamlar, ağaçlardaki her bir yaprak
Bu
Nisan fethini temsil eden Atlas bayrak!..’
---
‘Güzel
İstanbulu fethettin o gün sen yeniden,
(FATİH)
in ruhudur, elbet, sana rehberlik eden!..
Nûrdan
menkıbeler ördü mukaddes savaşın;
Şimdi
ta arşe değer yükselecek belki başın,
Gençliğin
Hakka emanet; ne celâdet öyle;
Can
atar şanlı zaferler sana bundan böyle...
Âkif
olsaydı da görseydi bu parlak gününü
Ebediyyetlere
yaymıştı eminim ününü...
Şanlı
genç! her ne kadar cismen uzaksam senden.
Şair
oldum, ebedi ruhumu yaktım sana ben.
Mavi,
mor, penbe ufuklarda haydin görünür,
Dalgalar
sahili okşar gibi örter sürünür.
Bak:
dualar nasıl Allaha kadar yükseliyor;
Her
gönülden sana sevgiyle, selâmlar geliyor.
Bak:
Ezan sesleri yer yer yayılırken denize:
Doğuyor
taze güneşler, kararan gönlümüze.
Bak:
o durgun suların kalbine sinmi'ş esrar.
Yüce
tarihine ait، nice destanlar arar.
Hep
sevinç göz yaşı halinde akar bak dereler;
Şiirin
ahengini ilham ediyor meşcereler.
Bak:
seherlerde münacat okunurken: rüzgar,
O
Şehid Orduların marşını söyler, ağlar...
Goncalar,
güller açarken, ötüşürken kuşlar.
Kalelerden,
kulelerden kopuyor alkışlar!..
Koca
bir sel gibi coşdukça, kabardıkça KANIN,
Canlanır
taze baharlar gibi, yorgun VATANIN.
Çağlayan
Ravzada gel bak, yine hep ayni akis,
Coşturan
kalbini, zaten bu derin, dalgalı his.
Gel
bu, eşsiz güzelin zevkine er, aşkına yan!
Bu
büyük gayenin uğrunda şehid oldu baban.
Sana,
senden daha şefkatli: BÜYÜK PEYGAMBER
(ÜMMETİMSİN)
diyerek tertemiz alnından öper.
Gayri
bundan daha üstün şeref olmaz sanırım;
Tapılan
putları çiğner, YALINIZ HAK TANIRIM.
Sana
ilk şiirimi yazdım bu mübarek gecede.
Sanki
Cennetlere uçmuş gibi geldim vecde!..’
ALİ
ULVİ KURUCU
(Bakınız:
Ali Ulvi Kurucu, ‘Türk Gençliğine’, İslâmın Nuru Mecmuası, Sayı: 1 (Nisan
1961), s.36, İstanbul-1951).
---
Harun Anay/06.04.2014
harunanay.blogspot.com
facebook.com/hasimharun.anay
facebook.com/HarunAnay
twitter.com/HarunAnay
---
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.