DOKTORLARIMIZA PASTEUR’dan ÖĞÜTLER
Ülkemizde, 14 Mart tarihi Tıp Bayramı olarak
anılıyor. Bütün tıp camiasının, camiaya mensup olanların, tıp hocalarının, doktorlarımızın,
hemşirelerimizin, tıp teknisyenlerinin, laboratuar uzmanlarının ve hastane
personellerinin meslek bayramlarını kutluyor, kendilerine sağlık ve esenlikler
niyaz ediyorum.
‘Leyleğin ömrü laklakla geçer’ derler.
Benim ömrüm de kitap, düşünce, felsefe, ahlak,
zihniyet tarihi, hukuk felsefesi ve siyaset felsefesiyle geçiyor. Yatsam da kalksam
da, uyusam da uyanık da olsam zamanımın çoğunu bu konulara tahsis ediyorum.
Tıp bayramı dolayısıyla tıp camiasına ve
doktorlarımıza bu sayfadan küçük bir hediye göndermeyi arzu ettim. Ne
yapabilirim diye düşünürken, aklıma her zaman meşgul olduğum ‘laklak’tan başka
bir şey gelmedi malesef.
Tıp camiasına göndermek istediğim hediye, Muallim Doktor
Ali Vehbi tarafından 1917 yılında kaleme alınıp Lovi Pastör adıyla Beyrut’ta 1918’de
bastırılmış küçük bir risalenin sonlarında yer alan öğütler.
Eser, meşhur bilim adamı Louis Pasteur (Ölümü: 1895)’ün
hayatı hakkında yazılmış küçük bir kitapçık olup Osmanlı dönemi Türkçesi ile
Beyrut’ta bastırılmıştır (Muallim Ali Vehbi, Muktedâ bih Âdemler, Lüvi Pastör,
Beyrut-1918, Sabra Matbaası, 32 sayfa).
Eserin adında yer alan, ‘Muktedâ bih Âdemler’
ibaresi, ‘Örnek Alınacak Kişiler’
anlamına geliyor. Bu demektir ki kitabın yazılış amaçlarından biri,
Pasteur’un hayatını ve şahsiyetini gençlere örnek göstermektir. Kitapçığın
sonundaki öğütler de muhtemelen bu amaçla eklenmiştir.
‘Pastör’ün Bazı Mev’izeleri’ başlığı altında kitapçığın
sonunda Pasteur’a nispet edilen öğütler şunlar:
-‘İlmin vatanı yoktur, ama alimin vatanı vardır’;
-‘Her büyük bir alimde büyük bir vatanperver
bulursunuz’;
-‘Deha, sabırdan ibarettir’;
-‘Vak’alar toplayalım ki bir emir üzerine fikir
edinebilelim’ (Vak’a: Olay; emir: İş, konu);
-‘Hiçbir şeyi ihmal etmemeli, bazı ümmi ve lakin her
yaptığını dikkatle icra eden bir adamın mülahazası gayet kıymetdar olabilir’ (Ümmi:
Okumaz yazmaz, ümmi; icra etmek: Yapmak, tatbik etmek, icra etmek; Kıymetdar:
Kıymetli; Mülahaza: Not, düşünce, kanaat);
-Hatır ve hayale gelecek bir nokta kalmayıncaya kadar
bir emirde her türlü ihtimalatı düşünmeli’ (İhtimalat: İhtimaller);
-‘Alelacele neticeler kayd etmeden ictinab ediniz,
kendinize şiddetli bir muarız olunuz ki kendinizin daima hatalarınızı
göresiniz’ (Alelacele: Acele ile; İctinab etmek: Sakınmak; Muarız olmak: Karşı
çıkmak, mühalefet etmek);
-‘Hakikati tecelli ettirmek pek çok meşakkatlara
mütevakkıftır’ (Tecelli Ettirmek: Gerçekleştirmek, ortaya çıkarmak; Meşakkat:
Sıkıntı, zorluk; -e mütevakkıf olmak: -e bağlı olmak/bulunmak);
-‘Keşfiyyat hususunda insanın zihnine çok hülyalar
gelir, fakat asla acûl olmayıp hakikati pek çok tecrübelerle kararlaşdırmayınca
bir şeyi keşf ettim iddiasında bulunmamalı’ (Keşfiyyat: Keşifler; Acûl olmak:
Çok aceleci olmak);
-‘Bir çocuğa yaklaşdığımda hal-i hazırı için ona
şefkat ederim, müstakbelini düşündüğümde ona hürmet ederim’ (Hal-i hazır: Hali
hazır, mevcut durum; Müstekbel: Gelecek);
-‘Nefsimi cehaletten kurtarmak için kendime ne yapdım
diye evvela kendinize sorunuz sonradan da vatanıma ne gûnâ hidmet ettim diye
tekrar kendinize sual ediniz’ (Ne gûnâ: Ne çeşit, ne gibi; Hidmet etmek: Hizmet
etmek; sual etmek: Soru sormak, sual sormak).
(Bakınız: Muallim Ali Vehbi, Muktedâ bih Âdemler,
Lüvi Pastör, Beyrut-1918, Sabra Matbaası, sayfa: 24-25).
---
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.